İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

DSÖ: Güvensiz gıda her yıl 866 milyon hastalığa ve 1,5 milyon ölüme yol açıyor

Dünya Sağlık Örgütü, 4 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı yeni tahminlerde güvensiz gıdanın her yıl yaklaşık 866 milyon hastalık vakasına ve 1,5 milyon ölüme yol açtığını açıkladı. Kurum, beş yaş altı çocukların bu yükten orantısız biçimde etkilendiğini, küçük çocukların daha büyük çocuklar ve yetişkinlere göre neredeyse üç kat daha yüksek hastalanma riski taşıdığını belirtiyor.

DSÖ’nün açıklamasına göre beş yaş altı çocuklar dünya nüfusunun yalnızca yaklaşık yüzde 9’unu oluştursa da, gıda kaynaklı hastalık vakalarının yaklaşık üçte birini bu grup yaşıyor. Özellikle ishal yapıcı hastalıklar bu yaş grubunda ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Ayrıca metilcıva ve kurşun gibi kimyasal tehlikelerin çocukların gelişen beyni üzerinde kalıcı nörolojik ve gelişimsel etkiler yaratabildiği vurgulanıyor.

Kurumun yeni analizi, 194 ülkede 2000 ile 2021 arasındaki veriler üzerinden 42 temel gıda tehlikesini değerlendiriyor. Bakteriler, virüsler, parazitler ve kimyasallar aynı çerçevede ele alınmış durumda. DSÖ, toplam yükün 2000 yılından bu yana gerilemiş olmasına rağmen bölgesel eşitsizliklerin sürdüğünü, en ağır yükün Afrika ve Güneydoğu Asya’da görüldüğünü belirtiyor. Bu da gıda güvenliğinin sadece bireysel hijyen değil, altyapı ve kamu kurumu kapasitesi meselesi olduğunu hatırlatıyor.

Açıklamanın dikkat çeken unsurlarından biri kimyasal risklere verilen ağırlık. 2021 yılında kirlenmiş gıdaya bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 73’ünün kimyasal tehlikelerle ilişkili olduğu, bunların da büyük bölümünün inorganik arsenik ve kurşun bağlantılı olduğu belirtiliyor. Bu çerçeve, gıda güvenliğini yalnızca mikrop ve bozulma meselesi olarak gören eski yaklaşımın ötesine geçiyor; çevresel kirlenme, endüstriyel kontrol ve tarımsal süreçleri de işin merkezine taşıyor.

Ekonomik maliyet de oldukça yüksek. DSÖ, 2021’de gıda kaynaklı hastalıkların yalnızca iş gücü kaybı açısından yaklaşık 310 milyar dolarlık üretkenlik kaybı doğurduğunu, yaşam maliyeti farklılıkları hesaba katıldığında bu tutarın 647 milyar dolara kadar çıktığını belirtiyor. Bu nedenle konu, sağlık sistemleri kadar ticaret, turizm ve ulusal kalkınma açısından da önem taşıyor.

ABD ve New York okuru için bu haber uzak bir küresel istatistikten ibaret değil. Büyük gıda tedarik zincirleri, ithalat bağımlılığı ve çok kültürlü tüketim yapısı nedeniyle küresel gıda güvenliği açıkları Amerikan market raflarını ve restoranlarını da dolaylı etkileyebiliyor. Özellikle çocuk beslenmesi, okul yemekhaneleri, ithal ürün denetimi ve kurşun gibi kimyasal maruziyet riskleri bakımından veriler yerel halk sağlığı gündemiyle kesişiyor.

Bu tablo aynı zamanda iklim değişikliği, su kalitesi ve tarımsal dayanıklılık tartışmalarıyla da bağlantılı. Aşırı sıcaklık, seller ve çevresel stresler gıda zincirindeki kontaminasyon risklerini artırabiliyor. DSÖ’nün “One Health” vurgusu, insan sağlığı ile çevre, hayvan sağlığı ve tarım sistemlerinin birlikte ele alınması gerektiğini söylüyor. Bu yaklaşım önümüzdeki yıllarda gıda regülasyonlarında daha etkili olabilir.

Kurumun yeni rakamları bir alarm olduğu kadar yol haritası olarak da sunuluyor. Hükümetlerin su, sanitasyon, hijyen, pastörizasyon, kaynakta kirlenmeyi önleme ve zayıf nüfuslara sağlık erişimi gibi başlıklara yatırım yapması halinde bu yükün önemli kısmının önlenebilir olduğu belirtiliyor. Şimdilik verilen en net mesaj, gıda güvenliğinin mutfakta değil, tüm sistem boyunca yönetilmesi gereken küresel bir halk sağlığı meselesi olduğu.