ABD Adalet Bakanlığı, 16 Haziran 2026 tarihinde New York’un yaklaşık 10 milyar dolarlık Consumer Directed Personal Assistance Program, yani CDPAP, yönetimine ilişkin bir dava açtığını duyurdu. Bakanlığa göre dava, New York Sağlık Bakanlığı, Eyalet Medicaid Direktörü Amir Bassiri ve 2025’ten bu yana programı yöneten Public Partnerships LLC’ye karşı Brooklyn merkezli federal mahkemede açıldı. Resmi açıklamada federal taraf, sürecin vergi mükelleflerine milyonlarca dolara mal olduğunu ve bazı Medicaid hastalarını hizmet dışına ittiğini savunuyor.
CDPAP, evde bakım ihtiyacı olan kişilerin kendi yardımcılarını seçebildiği ve bu kişilerin çoğu zaman aile üyeleri ya da güvendikleri bakıcılar olabildiği bir model üzerine kurulu. Bu yüzden mesele sıradan bir idari ihale kavgasından daha büyük. Programın nasıl işletildiği, ödemelerin ne kadar düzenli yapıldığı ve bakım alanların sisteme erişiminin aksayıp aksamadığı New York’ta binlerce hane için doğrudan günlük yaşam meselesi haline geliyor.
Adalet Bakanlığı’nın hukuki hamlesi, aynı anda iki farklı tartışmayı açıyor. Birincisi, kamu kaynaklarının nasıl yönetildiği ve büyük sağlık programlarında taşeron ya da merkezi yüklenici modelinin ne kadar hesap verebilir olduğu. İkincisi ise, yönetimsel yeniden yapılanmanın kırılgan hasta grupları üzerindeki etkisi. Özellikle evde bakım alan yaşlılar, engelliler ve kronik hastalar için hizmet akışındaki kesintiler yalnızca mali değil, sağlık ve güvenlik sonucu da doğurabiliyor.
New York okuru açısından haberin ağırlığı oldukça yüksek çünkü konu doğrudan eyaletin sosyal bakım altyapısına dokunuyor. Son yıllarda CDPAP çevresinde hem maliyet hem kötüye kullanım hem de yönetsel kapasite tartışmaları yoğunlaşmıştı. Federal davanın gelmesi, bu tartışmanın artık yalnızca Albany içindeki bir kamu yönetimi meselesi olmaktan çıkıp ulusal ölçekte izlenen bir hukuk dosyasına dönüştüğünü gösteriyor. Bu, eyalet-federal ilişkisinde yeni bir gerilim alanı da yaratabilir.
Hukuki süreçten bağımsız olarak programın ölçeği de dikkat çekici. On milyar dolarlık büyüklük, Medicaid içindeki evde bakım başlığının ne kadar kritik hale geldiğini gösteriyor. Nüfus yaşlandıkça, hastane ve huzurevi dışındaki bakım modelleri daha önemli hale geliyor; ancak tam da bu nedenle denetim, teknoloji altyapısı ve ödeme düzeni konuları daha sert biçimde gündeme taşınıyor. Büyük programlar, aynı anda hem sosyal koruma aracı hem de yüksek riskli yönetim alanı haline geliyor.
Şimdilik davadaki iddiaların mahkemede nasıl şekilleneceği ve eyalet tarafının hangi savunmayı kuracağı belirsiz. Fakat kamuoyu açısından asıl kritik eşik, hukuki kavganın ortasında bakım alan kişilerin günlük hizmetlerinde yeni aksama yaşanıp yaşanmayacağı olacak. Evde bakım alan birçok aile için sistem tartışmasının değeri, ancak ilaç, hijyen, yemek ve temel bakım desteğinin zamanında sürmesiyle ölçülür. Federal açıklamanın yarattığı baskı bu yüzden idari düzeltmeyi hızlandırabilir, fakat geçiş riskini de artırabilir.
16 Haziran’daki dava, New York’ta sosyal bakım altyapısının büyüklüğü kadar kırılganlığını da görünür hale getirdi. Adalet Bakanlığı dosyayı vergi mükellefi kaybı ve hasta mağduriyeti çerçevesinde anlatırken, eyalet için sınav artık hukuki savunmanın ötesinde sistemin sahada ne kadar istikrarlı işlediğini göstermek olacak. Bu nedenle dosya, yalnızca bir yolsuzluk ya da usulsüzlük tartışması değil, New York’un bakım ekonomisinin nasıl yönetildiğine dair daha geniş bir referandum niteliği taşıyor.






