İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Adalet Bakanlığı, suçla mücadele için 300 milyon dolarlık ‘Model Cities’ programını başlattı

ABD Adalet Bakanlığı, 3 Haziran 2026 tarihinde duyurduğu yeni “Model Cities Initiative” programıyla suçla mücadele, davranışsal sağlık, mağdur hizmetleri ve yeniden topluma kazandırma alanlarını tek çatı altında finanse etmeyi hedefliyor. Kurumun açıklamasına göre program kapsamında iki ila dört kente toplam yaklaşık 300 milyon dolar tutarında destek verilecek ve başvurular 1 Eylül’e kadar kabul edilecek.

Bakanlığın çizdiği çerçeve, klasik bir polis hibesi modelinden daha geniş. Uygun şehirlerden belediye yönetimi, şeriflik, savcılık ve diğer yerel kurumların tek bir şehir planı etrafında birleşmesi isteniyor. Washington, bu yaklaşımı “whole-of-city” yani tüm kenti kapsayan model olarak tanımlıyor ve paranın yalnızca kolluğa değil, kamu güvenliğiyle doğrudan ilişkili başka başlıklara da yönlendirilebileceğini söylüyor.

Resmi metinde sıralanan harcama kalemleri bu geniş çerçeveyi açık biçimde gösteriyor. Program; personel alımı ve elde tutulması, gerçek zamanlı suç merkezleri, adli analiz araçları, vücut kamerası sistemleri, plaka okuma altyapısı, yapay zeka tabanlı araçlar, küçük insansız hava sistemleri, bilgi teknolojisi güncellemeleri, eğitim programları ve tesis giderleri için kullanılabilecek. Buna ek olarak madde bağımlılığı, ruh sağlığı, mağdur desteği, gençlik suç önleme ve tahliye sonrası yeniden uyum hizmetleri de kapsam içinde yer alıyor.

Bu yapı, Trump yönetiminin kamu güvenliği politikasında sert uygulama ile sosyal hizmet unsurlarını aynı finansman çerçevesinde birleştirmeye çalıştığını gösteriyor. Bir yandan suç oranlarını ölçülebilir biçimde düşürme iddiası öne çıkarılırken, diğer yandan tekrar suç işleme riskini azaltacak ve kriz anlarında sistemi rahatlatacak programlara da alan açılıyor. Ancak bunun sahada nasıl uygulanacağı, seçilecek kentlerin kapasitesine ve yerel siyasi uyuma bağlı olacak.

Programın yalnızca nüfusu en az 100 bin olan yerel yönetimlere açık olması, küçük kasabalardan çok büyük şehirleri ve orta ölçekli metropolleri hedef aldığını gösteriyor. Bu da New York, Chicago, Philadelphia, Houston ya da Phoenix gibi büyük kentlerin ve çeşitli banliyö merkezlerinin dikkatini çekecek bir rekabet anlamına geliyor. Hibe başvurusunda güçlü veri, kurumlar arası koordinasyon ve kısa vadede sonuç üretecek bir şehir planı belirleyici olabilir.

New York okuru açısından gelişmenin birkaç yönü var. İlk olarak, şehir yönetimleri ve yerel savcılıkların Washington’dan gelecek yeni kamu güvenliği parasına nasıl konumlanacağı önemli olacak. İkinci olarak program, federal hükümetin suç politikası başlığında teknoloji gözetimi, cezaevi sonrası destek ve ruh sağlığı hizmetlerini aynı güvenlik dili içinde topladığını gösteriyor. Bu yaklaşımın New York gibi büyük kentlerde sivil özgürlükler, denetim ve veri kullanımı bakımından tartışma yaratması beklenebilir.

Adalet Bakanlığı açıklamasında ilk ödül kararlarının 2026 sonlarında verilmesinin beklendiği belirtiliyor. Bu da seçilecek şehirlerin hemen para almayacağı, ancak yaz ve sonbahar boyunca yoğun bir başvuru ve değerlendirme dönemi yaşanacağı anlamına geliyor. Başvuru süreci ilerledikçe hangi kentlerin öne çıktığı ve ne tür kamu güvenliği vaatleri sunduğu, programın siyasi niteliğini daha görünür hale getirecek.

Şimdilik net olan nokta, Washington’ın şehir güvenliğini yeniden büyük federal hibe dosyalarından biri haline getirdiği. Program uygulamaya geçtiğinde asıl test, yüz milyonlarca dolarlık bu paketin sahada suç, tekrar suç işleme, mağdur koruması ve toplumsal güven duygusu üzerinde ölçülebilir bir değişim yaratıp yaratamayacağı olacak.